Düşler ve Kabuslar
Düşler ve Kabuslar
Home | Profile | Active Topics | Members | FAQ
Username:
Password:
Save Password
 All Forums
 Esas Forumlar
 GENEL MUHABBET
 Güzel, Amatör Yazılar
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Author Previous Topic Topic Next Topic  

downforce

Turkey
2365 Posts

Posted - 09/22/2008 :  01:13:22  Show Profile  Click to see downforce's MSN Messenger address  Reply with Quote
amatör yazı nasıl oluyor bilemem de şu saatte başka kelime gelmedi aklıma. böyle internette bloglarda kişisel sitelerde bilmem nelerde rastladığınız güzel yazılar olurya onlardan bahsediyorum. adam yazmıştır kasıp güzel de yazmıştır. yazık oluyor gibi hissedersiniz. 50-60 kişi girmiştir 45 i zaten google botudur onun felan filan. her neyse işte. buradan paylaşalım.


---------------------------
İlkyazları odaya koyun, ölüm onlarla barınamaz gider.
Ölüme inanmıyoruz ki, ondan korkalım efendim.
Ama bir korktuğumuz olmalı; ihtiyarlıktan, çirkinleşmekten korkuyoruz.
Aklı savunuyoruz, ama güzellikten yanayız.

lil siztah

Finland
1873 Posts

Posted - 09/22/2008 :  01:40:31  Show Profile  Visit lil siztah's Homepage  Reply with Quote
şimdi tür açısından biraz alaksız olacak ama internet ortamında -edebi olsun olmasın- emek verilerek ortaya konulan yazıların motivasyona bir örnek olarak şu geldi aklıma; zamanında kulaklık almak için araştırma yaparken detaylı ötesi bir inceleme yazısına rastlamıştım, adam sayfalarca döktürmüş resmen, sonuna da şöyle bir not düşmüş:

"Zamanım boldu, içimde birilerine aktarmam gereken acayip bir sevgi yoğunluğu vardı,
ama sevgimi verecek karşı cinsten şanslı bir bayan yokdu, o yüzden canım yazmak istedi,
belki yazarak içimdeki sevgiyi dışarıya çıkartabilirdim, aslında morali yüksek tutmak lazım,
önümüz bahar nede olsa..."

internet ortamında ilk zamanların hevesi geçeli çok olduğundan, artık ufacık birşey yazacak olsam bile -ki edebi şeylerden de bahsetmiyorum aslında, mesela film eleştirisi gibi şeyler- çoğu zaman "amaan ne zahmet edicem, kaç kişi okuyacak ki, hem okunsa bile okuyanların yarısı anlamayacak, yarısı da yanlış anlayacak, sonra uğraş dur" diye düşünüyorum (bu anlaşılamama ve yanlış anlaşılma konusunda karşı tarafın hatasını kastetmiyorum, yanlış anlaşılmasın. yalnızca yazı ile kendini ifade zor zanaat, yeterli zaman ayrılmayıp, özen gösterilmediğinde çoğu zaman amaca ulaşılamıyor ya onu diyorum. bak bunu bile anlatamadım :) zahmet edip de yazanları tebrik ve takdir ediyorum, mümkünse rep falan veriyorum, teşekkür ediyorum, terazisine tıklıyorum vs...

nothing is as bad as it seems...
Go to Top of Page

legorlowarg

Turkey
1433 Posts

Posted - 09/22/2008 :  01:49:23  Show Profile  Visit legorlowarg's Homepage  Click to see legorlowarg's MSN Messenger address  Reply with Quote
amatör olduğunu pek düşünmediğim ve son zamanlarda okuduğum en güzel yazılardan birisi olduğunu düşündüğüm bir yazı koyacağım buraya.kendisi Evil Elvis'in yazısı,myspace'de kamuya açtığına göre burada da sergilemenin sakıncası yoktur heralde.belki çoğunuz da okumuşsunuzdur.

KORKUNUN ECELE FAYDASI VAR MI ACABA?

Geçtigimiz günlerde evimi toparlarken asagidaki seyi buldum. Sey diyorum, çünkü ne oldugunu ben de anlamadim! Bu sey hakkinda bildigim tek sey, 17 yasindayken can sikintisindan yazdigimdir. Baska da birsey bilmiyorum. Okurken, ona göre davranin.

Hürmetler....



KORKUNUN ECELE FAYDASI VAR MI ACABA?

… karli bir yaz günüydü, 20 yaslarindaki yasli adam tahtadan yapilma tasin üstüne oturmus, olmayan oglunun ölümünün mutlu acisini kalbinin derinliklerinde hissetmeden kahkahalarla agliyordu. Hayattan tek beklentisi kalmisti: Bir çölde soguk günes altinda, buz gibi sicak bir denizde yürümek. Böyle birseyin mümkün olmasinin zor oldugunu bilmiyordu. Çünkü kolaydi.. zaten hayatinin bir anlami kalmamisti. Sicak kis günlerinde içi buz dolu sobanin üzerinde patlamis misirlarin eski haline dönüsmesini seyretmek ona artik zevk vermiyordu. Böyle monoton bir hayatin ne anlami olabilirdi ki?...


Daha sonra pantalonunun üzerinden omzunda bir el hissetti. Sapkadan uzanan bu el 8 yil önce dünyaya gelmis, 16 yasindaki ak sakalli kirmizi biyikli babasindan baska biri olabilir miydi? Evet, olabilirdi, olmustu da! Bu, 13 yasindaki dedesinin sicaktan donmus karpuz gibi mosmor olmus eliydi. Kalbinden gelen nefretle bu ele sarildi ve öptü.


"Dede! Dede" dedi, "Neredeydin?" diye sordu.

"45 yildir Ekvator'da kar kayagi yapiyordum. Kislari da kuzey kutbundaki yazligimda geçiriyor, kumlarin üzerinde yüzüyordum"

"Hala inanamiyorum. Biz senin dogdugunu saniyorduk"

"Evet" dedi, "Bir dogum tehlikesi atlatmistim. Az kalsin altinda ezildigim arabadan kurtuluyordum. Sansim varmis ki kötü kalpsiz bir adam beni orada birakti. O adama bir ölüm borcum var"

"Artik bu güzel olaylar ileride kaldi, hadi artik bunlari hatirlayalim da kötü bir hayat ölelim" dediler. Kafa kafaya verip o tasli toprakli bulutlar üzerinde yüzerek (hatta binerek, hatta onbinerek) kayboldular. O an kiyamet kopacak sanmistim. Çünkü, aci içinde gülümseyen kirmizi kirazlar artik aglamiyordu. Aman allahim! Bunlar golden elmalar, yok, yok! Vasington portakal! Bunlarin hepsi de mor rengin en derin korkunç duygusalligini tasiyordu. Karambolde o koca götümde bir tekme hissettim. Iyi ki kötü bir yerime gelmemis derken o adam alnima set bir öpücük kondurdu. Bu adam kimdi? Nasil içeri girmisti? Beni öpme hakkini ona kim vermisti? Bunlarin cevabini asla ögrenemeyecegim ama bu olaydan hayati bir ders almistim: Çürük avokado yiyen bukalemunlar asla kirmizi renge dönemez. Iguanalar belki, ama bukalemunlar asla!!!



Erdem Çapar

Karamürsel, 1992

Go to Top of Page

Mega Volkan

Haiti
6081 Posts

Posted - 09/22/2008 :  09:16:46  Show Profile  Visit Mega Volkan's Homepage  Click to see Mega Volkan's MSN Messenger address  Reply with Quote
ben random blog geziyorum epeydir (türkçe bloglar) ve harika yazılara denk geliyorum. özellikle 18-25 yaş arası yeni nesil döktürüyor. bir yandan seviniyorum ama yazılan şeyler genelde çok karamsar tablolar ve gayet ağlatabiliyor ruh halinize göre.

erdem'in yazısından da bi bok anlamadım
Go to Top of Page

downforce

Turkey
2365 Posts

Posted - 09/22/2008 :  16:20:20  Show Profile  Click to see downforce's MSN Messenger address  Reply with Quote
redefine

Belki bağırsa, vursa her şey çok daha kolay olabilirdi. O içinde tutmasa öfkesini..yalnızca öfke de değil. Hayal kırıklığı, inanamamazlık, pişmanlık, mutsuzluk, yetersizlik hissi, kendini sorgulamalar, nerde hata yaptımlar..içinde tutmasaydı her şey çok daha kolay olurdu. Daha anlaşılır olurdu. Ama o öylesine olgun, öylesine soğukkanlı karşılamıştı ki tüm bu olanları hiç bir şey hissedilmiyordu. Yanındaydı. Ama çok uzaktı. Elini tutuyordu. Ama çok soğuktu. Gözlerinin içine bakıyordu. Ama donuktu. Bu dinginlik, bu suskunluk daha da korkutucuydu. Daha kötü şeylerin olmasından korkuyordu. Asla dönemeyecekleri bir noktaya doğru sürüklenmelerinden, kabullenemeyecekleri şeyler söylemelerinden, unutamayacakları hatalar yapmalarından korkuyordu. Affedilirdi. Her şey gibi affedilebilinirdi. Ama unutmak zor olurdu. Her gözlerine bakışında, her dudağını dudağına dayayışında olanları hatırlamaz mıydı? Peki bir daha nasıl dokunacaktı ona? Nasıl sarılacaktı? Saçlarını nasıl koklayacaktı? Nasıl gözlerinin içine bakıp seni çok seviyorum diyecekti? Diyemeyecekti. O buz gibi bakışlar varken bunları hayal etmesi bile çok zordu. Çay maskesi yap gözlerin şişmiş diyecek ama asla öpmeyecekti.Kalın giyin hava soğuk diyecek ama asla sarılmayacaktı. Yemek yapacak ama yememesini umursamayacaktı. Bundan sonra işler böyle yürüyecekti. Orta okul arkadaşlarımla buluşmaya gidiyorum deyip sabaha karşı eve gelecek, en iyi arkadaşını evinde görünce bakışları daha da donuklaşacaktı. Ben seni her gün daha çok özleyecektim. Biliyorum. O donuk bakışları hiç olmamana tercih edecektim. Kendimi sana nasıl affettirebilirim, yaptıklarımı nasıl unutturabilirim diye düşünecektim. Ağladığında yüzüme bakamayışın aklıma gelecekti. Kollarında uykuya dalıp sabah uyandığımda beni kollarından atmanı bile umursamayacaktım. Yanımda olman yetecekti. Öyle seviyordum ben seni. Tüm kafa karışıklığıma, en ufak kavgamızda başkalarına gitmeme rağmen en çok seni seviyordum hayatıma giren insanlar arasında. En vazgeçilmezim, en en hep enimdin. En çok seni sevdim, en çok da seni üzdüm..Farkındaydım. Bile bile yaptım. Haberin olmaz, duymazsın, görmezsin sandım. Daha fazla düşünmeliydim. Özür dilerim. Çok özür dilerim.

---------------------------
İlkyazları odaya koyun, ölüm onlarla barınamaz gider.
Ölüme inanmıyoruz ki, ondan korkalım efendim.
Ama bir korktuğumuz olmalı; ihtiyarlıktan, çirkinleşmekten korkuyoruz.
Aklı savunuyoruz, ama güzellikten yanayız.
Go to Top of Page

iI Brutto

Mexico
418 Posts

Posted - 09/30/2008 :  19:57:25  Show Profile  Visit iI Brutto's Homepage  Reply with Quote
Anti Peygamber Söylemleri 1


AÇ GÖZÜNÜ HAYVAN!

BU DÜNYAYA NEDEN GELDİN?

Sen bu denizlere ve bu göklere yakışmıyorsun. Dünya gezegeni üzerinde virütik lekeler oluşturuyorsun ve giderek çoğalıyorsun.

ANLAMSIZCA ÜREMİŞ BİR SOYUN SEFİL TEMSİLCİSİ!

Sen, bayağı varlığınla gerçek soyları tehdit ediyorsun. Leoparı, yılanı, balinayı, foku, köpek balığını öldürüyorsun.

Şifalı bitkileri ve soylu ağaçları yok ediyorsun.

Bakteri gibi çoğalıyorsun.

Cami, kilise, sinagog...oralara gidiyorsun. Oysa cehennemin kapıları onlar. Ruhunu esir ediyor, seni saptırıyorlar. Zenginleşmek için senin kanını emiyorlar.

Din hiçbirşeye yaramaz...Sadece insanların bağışıklık sistemini çökelterek onları bağımlı hale getirir. Sürüyle paylaşılan kutsallığını yitirir ve yozlaşır. Özgür insansa doğaldır, özü-sözü bir olur. Tepkileri direkt ve bağımsızdır.

Ama bir yalan sona erecek...Kendi kendini yokedecek, gazapla kırbaçlanacaksın. Kozmik felaket bu evrenden soyunu silecek ve gerçek krallık olan hiçlik hüküm sürecek.

Sana verilmiş tek hediye, senin tek varlığın, şu anındır ve sana huzur veren ne varsa onu en tepeye koy.

Gerisi hiçliktir...



ART DIKTATOR


Misery is what you call religion...
Go to Top of Page

downforce

Turkey
2365 Posts

Posted - 11/03/2008 :  23:23:47  Show Profile  Click to see downforce's MSN Messenger address  Reply with Quote
Başlangıç

Arkadaştık. İnatçıydık. Konuşmuyorduk.Uzunca bir süre geçmişti tartışmamızın üzerinden. Daha uzunca bir süre önce gideceğimizi kararlaştırdığımız konser tarihi yaklaşmıştı.Aramıyordum. Hayatımda bir boşluk oluşturmamıştı ilginç bir şekilde. Oysa daha farklı düşlemiştim. Yer kapladığını zannediyordum. Yanılmamıştım aslında. Kaplıyordu. Takmamazlığım üzerimde sadece, hayatı. Aradı. Çok sevdiği şarkı çalıyordu telefonumda, onun aradığını uzaktan anlamıştım. Açtım. Konuştuk. Soğuktu. Pek soğuk sayılmazdım. Gelemeyeceğim dedim. Üzüldü. Belli etmedi. İki arkadaşı ile gideceğini söyledi. Biri kız biri erkek. Sürprizleri severim. Bilet aldım. Bir pembe bir de beyaz gül aldım. Çiçekçi gülümsedi. Suç işliyormuşum gibi. Tebessüm ettim. Konsere yürüdüm. Başlamamıştı. İçerdeydi. Yanına yürüdüm. Sırtı dönüktü. Pempe gülü uzattım. Ne demek olduğunu biliyordu. Özür dilerim dedim. Üzdüğüm için. Önemli değil dedi. Önemsemez bir tavırla. Mutlu bir bakışla. Lavaboya gittik. Yalnızdık. Çiçeği gösterdi. Bu ne demek dedi. Bilmiyorum dedim. Biliyordum. Bildiğimi biliyordu. Sarıldık. En sevdiğimiz şarkı başlamıştı.

---------------------------
ey hayat
seni bileklerim uçarıyken sevmiştim
Go to Top of Page

magneto

Turkey
1939 Posts

Posted - 11/03/2008 :  23:36:35  Show Profile  Visit magneto's Homepage  Click to see magneto's MSN Messenger address  Reply with Quote
Ta ki seslerin yükselmesinin hoşgörüleceği o son ana kadar
-ki zamanı geriye doğru yaşayanlar dışında herkes içindir söyleyeceklerim, onlar adımlarını geriye doğru atar, ve yüzleri önlerine dönük olursa ölürler-
yardım için ağlamak yok,
uzaklaşan gemilerin ardından bakarak hıçkırmak serbestse de
yapıldığı zaman kendini iyi hissetmeye yardımcı olduğu söylenemez.


Go to Top of Page

Alexander Supertramp

2263 Posts

Posted - 11/04/2008 :  05:14:06  Show Profile  Reply with Quote
Bir Aşka Metafor(Ölümü Düşleyen Kadına Hitap)
Neşe ŞAHİN

Çift halatlı koca köprüler geçerdi sağ ayağını daha bir sert vurarak koştuğun dar sokaklı şehrin alnına dökülen deniz kenarından. Sen salladıkça her nefes bitiminde yorgun ruhunu, her damla ter yere çarpınca kurak yüzünü, şehir zülüflerini yolar gibi yüzünün sıcak gölgeliğinden, usulca çekerdi eteklerini aşktan. Bin atlının geçtiği yer, bin atlının ayak izi, silinmeden, eskimeden, hala vurup duruyordu çift halatlı köprünün göğsüne göğsüne.

Sancır gibi ağlıyordun oysa. Bulutsuydun, gözlerimi kısardım netleşirdin. Dağınıktı yüzün. Karmaşıktı. Kaynayan bir kazandı göğsün, buğusu yer kabuğunun bronşitine gerekliydi. Yerin gözeneklerinden dökerdi buğuyu çocuklar. Deniz zaman önce bir zamna kendi beşiğini geri almıştı bir şehrin insanlarından. Apartmanlar denizle kucaklaşmıştı. Yosun ilk defa bir binanın süngersi parçalanışına dokunmuştu.

Ateş olsan, yanamazdın. Kanın donardı. Ve şehir, çift halatlı koca köprüleriyle iki dünyayı bir arada tutuyordu. Kollarını açmıştı. Kolları gergindi. Damarları belirgindi. Azıcık kessen patlayacak gibiydi elleri. Doluydu. İki kıtayı çekiştirip duruyordu. Yorgundu. Mecburdu. Kardeşini büyüten küçük bir anne edasıyla sahiplenmişti acımayı. Çarmıha gerilmeyi.

Şehir gergindi bu yüzden. Kolları yanardı. Kolları yanardı yollar dururdu. İnsanlar dururdu.bu yüzden şehirlerde gözyaşları daha çabuk kururdu. Gergindi, rüzgarı çoktu,zamanı geçti… İnsanlar durduğunda dehşete kapılırdı. İnsanlar aynalara sarılırdı. Yansımalar çözüm değildi. Şehir gergindi. Her yagmur yağışında huzursuz olurduk.

Şehir gergindi ve bu yüzden su şehrin göbek deliğine kaçışır gibi suyu kaygan zeminde saklıyordu. Kımıldanıyordu. Eskiyordu. Kayıyordu caddeler. Şehir geriliyordu.

Tanrılar son zarları atmış olmalıydılar. Şehir bırakacak olmalıydı şu aralar kendini. Gözlerini devirip uyur olacaktı. Bir şiir yazıp kendi yazdığına ağlar olacaktı belki.Tam bu zamanda sen vardın. Daha bir güclü vurup sağ ayağını, kokunu dilek ağacına dolar gibi dolardın burun deliklerime. Ruhuma dikerdim kokunu. Nefesime dikerdim. Kokunla konusur olurdum. Sesim ellerim olurdu.

Sonra bir gün, betin benzin atmış. Sonra bir gün şehir gibi gergin. Sonra bir gün iki kolunda agır yük. Yaşamı yırtıyorsun kabuğundan, ölüm gün ışığından kaçar adım çekiştiriyor kolunu.

Gözün yaşamda gönlün ölümde kalıyor. Korkuyorum. Sen bir gün adını kesip dilimden, gözlerini koparıp içimden, meyve bahçelerimi talan edip, her bilyeyi her oyuncağı her kaldırım taşını büyük bir minnettarlıkla izleyip, başımı mağrurca sol göğsünden çalıp, uykuya gideceksin.

Bunu düşlüyorsun. Bunu düşlediğini duyuyorum. Güzel gözlerini sürtmek istemiyorsun daha fazla hayata. yansın istemiyorsun rengin…ölümü renklere bürüyüp bir oyuncağa giydiriyorsun. Saçları sarı ve lüle lüle bir bebek. Bebeğin üzerinde ölüm. Ama mavi ama kırmızı. Ateş olan ölüm, gök olan ölüm sen olan ölüm sensizlik ölüm…Ölümden bahsetme… dudakların ölüme değsin istemedim. Dudakların bir ağacın burnunda yükselmeliydi. Tanrıyı koklamalıydı. Dudakların ölümü öpsün istemedim, dünyanın en hassas çağının camdan çocuğunun nefesine takılıp kalmalıydı. Dudakların ancak bir masalın sonu olmalıydı.

Sevdiğim gibi veda, derin ve anlamlı. Parantez içleri gibi dolgun, aylar sonra ilk kez sarılmışken, yüz yıllık hasretle birbirine kenetlenmelerin kırmızısından. Sonra yağmur sonrası grisinden, yaşamı aklımıza çivileyen büyük ustanın ellerinden dökülen soğuk pamuk renginden

Ölümden bahsetme ... Şehir çok yorgun. Benim bir yanım eksik. Gözlerim acır tenine çarpınca gece vakti gözlerini ararken. Dilim yanar, yanımdalığını düşlerken. Söyleyemem hangi okyanusun kaynadığını hangi okyanusun tüm şehrimi dip bucak arındırdığını.

Beni nasıl tertemiz beni nasıl pırıl pırıl yaptığını söyleyemem. Ölümden bahsetme, şehrin damarlarına eroin basıyorum. Hissediyorum serçe parmağımdan korku sallanıyor yerin altında. Gözümü kırarım ardından. Ölümü söyleme, sesini bayrak diye asacağım uykulu pijamamın yanına, bir bebek yumruğuyla kazanılan dev savaş sonrasında.

Anlattım sana masallarımı. Gözlerim bir köylünün elleri gibi çatlak. Ellerim kar soğuğu gibi keskin. Dokunsam yırtarım sanıyorum aşkı. Gözlerime bakıyorsun, kalıyorsun aralarımda, sıkışıyorsun.

Bırakmıyorum seni. Masallarımı anlatıyorum. Sen ölüme bağlıyorsun.
Şehir yorgun. Şehrim çok yorgun. Büyüttüğüm çocuk ayaklarını kesiyor yaşı her bir sene attığında. Saçlarını kesiyor sesini kırpıyor anla. Ölüme bağlanıyor yolların. Bana ölüm olmayı öğret öyleyse. Kendime seni boyamalıyım;

Adının rüzgarı içimi süpürüyor. Ellerimden tutuyorsun birlikte yürüyoruz gökkuşağının altındaki hazineye. Ve ben biliyorum ki orada tenin var. Tenine dokunduğumda gözlerin aşk olacak dudakların boynum olacak göğsün kalbim olacak. Büyüsün sen. Kokunu alıyorum. Sıcaksın. Dumanın tütüyor,görüyorum. Dumanın başımı döndürüyor. sana sarkılar söylemeliyim,sesim yok. Sana resimler çizmeliyim ellerim yok. Hepsi sende. Hep sen.

Ölümü kapatıyorsun odasına. Bana bakıyorsun. Dudaklarım, bebek sevmekten gelen bir ev hanımı gibi huzurlu. Çift yumurtalı kurabiyenin köşe yanığı kokulu evde,sesimle öpüyorum seni.
Görüyorum, gözlerini kapatıyorsun. Kaburganın biri benim. Onu görüyorsun.

Sen gelince kedilerin tüyleri daha kabarık. Daha beyaz hepsi. Kendi kendini anlatır masallar şevkle. Çocuklar yatağa girer girmez uyurlar. Ve ben senin ellerinde, çizgilerinde bıraktım adımı. Yüzüne dokun. Dudaklarına dokun. Kendine saç beni. Aşk sensin . Aşkımsın.

Beni duyuyorsun. Sana her gece şiirler okuyorum. Dudaklarından öpüyorum milyon sefer. Kuytunu buluyorum. Orada bir park var. Gözlerimizi kapatıp orada sallanıyoruz. En yukarıya en dibe sonra. Yüreğin altına yastık koyup havalandırır gibi. Aşk sensin. Her cümle sonuna nokta gibi .

Ölümden söz ediyorsun. Senin için ta deniz kenarından avuçladığım ıslak kum damlıyor ellerimden. Bir ev kurmaya niyetliyim çoktan. Ölümden söz ediyorsun eriyor toprak. Eriyor ellerim... Ya bana ölümü öğret yahut ellerini dik ellerime.

Unutma hiç,
Cennet seni benden çok özleyemez .

---

İnsanlar aynalara sarılırdı. Yansımalar çözüm değildi. Şehir gergindi. Her yagmur yağışında huzursuz olurduk.
Go to Top of Page
  Previous Topic Topic Next Topic  
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Düşler ve Kabuslar © Cenk SARI
Düşler ve Kabuslar RSS Feed