Düşler ve Kabuslar
Düşler ve Kabuslar
Home | Profile | Active Topics | Members | FAQ
Username:
Password:
Save Password
 All Forums
 Sinema / Edebiyat / Sportif durumlar
 Edebiyat + Doğu Yücel
 Sevdiğimiz Şiirler..
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Previous Page | Next Page
Author Previous Topic Topic Next Topic
Page: of 16

TemporaryPeace

Turkey
2210 Posts

Posted - 04/21/2007 :  00:40:02  Show Profile  Click to see TemporaryPeace's MSN Messenger address  Reply with Quote
AHRET

Bu garip dünyada ben yadırgadım yerimi.
Yıllardan sonra bir gün, görüp çektiklerimi,
Tarnım bir meleğine emredecek: "Yetişir!"

Gözlerimi o saat sessiz kapıyacağım.
Beni bekliyedursun bir kenarda yatağım;
Bütün yorgunluğumu alacak teneşir.

Bir yükü atmış gibi içimde bir hafiflik,
Oraya geçmek için aşacağım bir eşik,
Bir lâhza tutacağım bana uzanan eli.

Bir el gözlerimdeki perdeyi sıyıracak.
Onları bulacağım... Ve annem şaşıracak:
"Oğlum! Ne kadar da büyümüş ben görmiyeli."

ZİYA OSMAN SABA - 1938

Go to Top of Page

TemporaryPeace

Turkey
2210 Posts

Posted - 04/21/2007 :  01:07:19  Show Profile  Click to see TemporaryPeace's MSN Messenger address  Reply with Quote
RABBİM NİHAYET SANA

Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz...
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz...
Ben artık korkmuyorum, herşeyde bir hikmet var.
Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar.
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,
Birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz.
Gece değmemiş sema, dalga bilmiyen deniz,
En güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz.
Ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz...

ZİYA OSMAN SABA - 1941

Go to Top of Page

TemporaryPeace

Turkey
2210 Posts

Posted - 05/07/2007 :  17:09:52  Show Profile  Click to see TemporaryPeace's MSN Messenger address  Reply with Quote
"O"NSUZ

Ah işte duyuyorum mesut günler içinden,
Sana "Sevimli yüzün asla solmasın" diyen,
Bütün adınla dolu o coşkun şarkıları...
- Sen öldüğün için mi şimdi bayraklar yarı!
Görüyorum, ilk defa seni gördüğüm günü:
Altından, alkışlarla geçiyorsun bir takın.
O gün bana gelmiştin babamdan daha yakın...
Meğer duyacakmışım bir sabah öldüğünü!
Meğer görecekmişiz bir sabah gidişini.
İstanbul'un önünden son defa geçişini...
Bizler seninle nasıl, ne kadar beraberdik,
Bizler ki az sıkılsak, "O başımızda" derdik.
Nasıl yok bileceğiz o güzel güneş yüzü?
Ana, baba, değil bu, bizler Ata öksüzü...
Tatmadık, bilmiyoruz bu bambaşka yarayı,
Öğret bize, ya Rabbim, ah "O"nsuz yaşamayı...

ZİYA OSMAN SABA - 1938

Go to Top of Page

Tuan Juanita

465 Posts

Posted - 05/26/2007 :  23:05:57  Show Profile  Reply with Quote
TEL CAMBAZININ TEL ÜSTÜNDEKİ
DURUMUNU ANLATIR ŞİİRDİR

Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız


TURGUT UYAR
Go to Top of Page

TemporaryPeace

Turkey
2210 Posts

Posted - 06/15/2007 :  15:09:48  Show Profile  Click to see TemporaryPeace's MSN Messenger address  Reply with Quote
Ziya Osman'dan devam,

İNSANLAR

İnsanlar... Ne sonuncusu, ne de ilki,
Çoluğu, çocuğu, erkeği, dişisi,
Şu sokaklardaki, taşıtlardaki, pencerelerdeki.
Azametli, dalkavuk, hiddetli, sinsi...
Ordular: insanlardan... geçtiği yerde ot bitmiyen.
Ev bark yıkan, pusu kuran, hak yiyen.
İnsanlar kurt, insanlar fil, insanlar tilki...
Açmayan gül, ötmiyen bülbül, yeşermiyen sevgi.

ZİYA OSMAN SABA - 1946

tıpkı bugün gibi.



Go to Top of Page

pandora

Turkey
152 Posts

Posted - 06/16/2007 :  15:12:56  Show Profile  Reply with Quote
Nikbinlik
güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göreceğiz


motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
işıklı maviliklere
süreceğiz

açtık mıydı hele bir
son vitesi,
adedi devir.

motorun sesi.

uy! çocuklar kim bilir
ne harikuladedir
160 kilometre giderken öpüşmesi..

hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları..
hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
hani şimdi biz haykırırız

cevap:
açılır kara kaplı kitap..
zindan..

kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.

hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir
ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..

hani şimdi biz..

inanın..
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göreceğiz

motorları maviliklere süreceğiz çocuklar!
ışıklı maviliklere
süreceğiz

Nazım Hikmet


Edited by - pandora on 06/16/2007 15:15:30
Go to Top of Page

kermit

1809 Posts

Posted - 07/19/2007 :  21:15:16  Show Profile  Click to see kermit's MSN Messenger address  Reply with Quote
Şiir: Ahmet Telli: Çocuksun Sen
Tarih: 24.01.2005 Saat: 00:15 Gönderen: karakutu



Çocuksun Sen


1

Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte

Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum




Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi göz kapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

2

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya

Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm

Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)
Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte

Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan

Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su

Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle

Çocuksun sen, çocuğumsun

***********
Go to Top of Page

magneto

Turkey
1939 Posts

Posted - 07/19/2007 :  23:30:27  Show Profile  Visit magneto's Homepage  Click to see magneto's MSN Messenger address  Reply with Quote
şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin

o gün bugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivicelerin.


İsmet Özel - Şehrin İnsanı




.
There is no dark side of the moon really. Matter of fact it’s all dark.
Go to Top of Page

normal kullanıcı

70 Posts

Posted - 07/21/2007 :  12:28:38  Show Profile  Reply with Quote
Eğer

Çevrende herkes şaşırsa ve bunu da senden bilse,
Sen aklı başında kalabilirsen eğer,
Herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
Hem de kendine güvenebilirsen eğer,

Bekleyebilirsen usanmadan,
Yalanla karşılık vermezsen yalana,
Kendini evliya sanmadan
Kin tutmayabilirsen kin tutana,

Düşlere kapılmadan düş kurabilir,
Yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
Ne kazandım diye sevinir,
Ne yıkıldım diye yerinir,
İkisine de vermeyebilirsen değer,

Söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
Kandırabilir diye safları dert etmezsen,
Ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
Koyulabilirsen işe yeniden,

Döküp ortaya varını yoğunu
Bir yazı turada yitirsen bile
Yitirdiklerini dolamaksızın diline
Baştan tutabilirsen yolunu,

Yüreğine, sinirine "dayan" diyecek,
Direncinden başka şeyin kalmasa da,
Herkesin bırakıp gittiği noktada
Sen dayanabilirsen tek,

Herkesle düşer kalkar erdemli kalabilirsen,
Unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
Dost da düşman da incitemezse seni,
Ne küçümser ne de büyültürsen çevreni,

Bir saatin her dakikasına emeğini katarsan hakçasına,
Böylece dünyalar önüne serilir,
Üstelik oğlum adam oldun demektir.

Rudyard Kipling

Çeviri: Bülent Ecevit




Less is more

Edited by - normal kullanıcı on 07/21/2007 16:21:46
Go to Top of Page

petra

836 Posts

Posted - 09/10/2007 :  11:23:34  Show Profile  Reply with Quote
GİTMEK

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.

Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel..

CAN YÜCEL


#####
"Eskiden insanlar paylaşmak istemedikleri bir sırları olduğunda, bir dağa çıkarlarmış. Bir ağaç bulup, bir kovuk oyarlarmış. Sırlarını o kovuğa fısıldar, sonra da çamurla kaparlarmış. Böylece sırlarını hiç kimse öğrenemezmiş..." (Chow - In the Mood For Love / 2046)
#####
Go to Top of Page

MQ+

5481 Posts

Posted - 09/14/2007 :  00:44:38  Show Profile  Click to see MQ+'s MSN Messenger address  Reply with Quote
Erimiyor Artık Gözlerinde Gözlerim

erimiyor artık gözlerinde gözlerim
tatlanmıyor yanında acılarım
--
ancak taşıyacağım bakışını her nereye gidersem
sende taşıyacaksın acımı her nerede yürürsen
--
senindim, sende benim öyle de kalacaksın
aşıladım ya kendimi bahçenden kestiğim filize
--
alıp başımı giderim. kederliyim hep sürecek kederim
kollarından koptum da geldim. bilmem ki yolum nereye
--
...elveda der bir çocuk yüreğinden bana
bende derim elveda...

PABLO NERUDA



Go to Top of Page

parya

Turkey
1142 Posts

Posted - 09/15/2007 :  17:20:06  Show Profile  Send parya an ICQ Message  Reply with Quote





MUM ALEVİYLE OYNAYAN
KEDİNİN ÖYKÜSÜ

I

Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.


Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.


II

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf


Go to Top of Page

Lemurian

188 Posts

Posted - 09/16/2007 :  14:47:07  Show Profile  Reply with Quote
yazılmıştır belki,yazılan şiirlerin tamamını okyamadım ama bunlar da benim en sevdiğim şiirlerden bazıları

kuzgun yazılmış ama ülkü tamerin çevirisi bambaşkadır

Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
Başka kim gelir bu zaman?"

Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi,
Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
Işısın istedim şafak çaresini arayarak
Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan,
Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan,
Adı artık anılmayan.

İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim:
"Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
Başka kim olur bu zaman?"

Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
"Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan
Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
Kapıyı açtığım zaman.

Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan,
Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
Yalnız bu sözdü duyulan.

Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
İrkilip dedim: "Muhakkak pancurda bir şey olacak;
Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
Başkası değil rüzgârdan..."

Çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.
Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
Kaldı orda oynamadan.

Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
İlgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
Adı "Hiçbir zaman" olan.

Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
İnsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."

Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
Değmeyecek hiçbir zaman!

Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
İç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

"Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

"Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
Kalkmayacak - hiçbir zaman!
Edgar Allan Poe

çocuk çocuk iken,
sallayarak yürüyordu kollarını,
derenin nehir olmasını istiyordu,
ve nehrin sel olmasını,
taşan suyun deniz olmasını...

çocuk çocuk iken,
bilmiyordu çocuk olduğunu
herşey duygu doluydu,
ve tüm ruhlar bir'di.

çocuk çocuk iken,
bir fikri yoktu şeyler üstüne,
alışkanlıkları yoktu,
çoğu kez bağdaş kurup oturur,
fırlayıverirdi koşarak.
tepesinde dik saçları vardı,
ve hiç poz vermezdi fotoğrafı çekilirken

çocuk çocuk iken,
şu gibi soruların zamanıydı;
neden sen değil de benim?
neden orada değil de buradayım?
zaman ne zaman başladı, uzayın sonu neresi?
güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya değil mi?
gördüğüm, duyduğum, kokusunu aldığım,
sadece bir dünya yanılsaması değil mi dünyanın önünde?
kötü de insan da elle tutulur;
gerçekten yaşıyor mu bu kötü?
nasıl oluyor da olduğum bu ben, ben olmaya gelmeden önce yoktu?
ve nasıl oluyor da birgün daha fazla ben olmayacak?

çocuk çocuk iken,
ıspanağa, bezelyeye ve sütlü pirince boğulurdu,
ve haşlanmış karnıbahara
ve şimdi yiyiyor bunların hepsini ve sadece zorunda kaldığı için değil

çocuk çocuk iken,
bir keresinde tuhaf bir yatakta uyandı,
ve şimdi tekrar ve tekrar yapıyor bunu
çoğu insan, o zamana kadar, güzel görünürdü
şimdi sadece birkaçı öyle, bütünüyle şans eseri

cennetin berrak bir imgesini canlandırmıştı düşünde,
ve şimdi en fazla tahminde bulunabilir.
kavrayamazdı hiçliği,
ve bugün ürperiyor düşüncesinden.

çocuk çocuk iken,
davranış bir çoşkunluk taşıyordu,
ve şimdi de var o zamanlarki gibi bir heyecanı
fakat sadece ne işe yaradığına göre.

çocuk çocuk iken,
bir elma, bir ekmek yetiyordu yemeye,
ve şimdi de öyle.

çocuk çocuk iken,
kirazlar doluyordu eline, ki yalnızca kirazlar yapıyordu bunu
ve şimdi de yapıyor.
taze cevizler dilini acıtıyordu,
ve şimdi de acıtıyor.
her dağ zirvesinde,
daha da yüksek bir dağın özlemini,
her kentte,
daha bile büyük bir kentin özlemini
taşıyordu.
ve hala da öyle,
çilekler uğruna en yüksek dallarına uzanıyordu ağaçların
bunu bugün de hala kıvançla yapmakta.
bir utangaçlığı vardı yabancıların önünde
şimdi bile var.
oturup bekliyordu ilk karın düşmesini,
şimdi bile aynı biçimde bekliyor.

çocuk çocuk iken,
mısrak misali bir sopa fırlattı bir ağaca
ve titriyor bugün hala orada
PETER HANDKE

I'm a fiery wound --

"I'm a fiery, aching wound, I'm burning
The light tortures me and the dew torture me
I want you, I came for you
I want more pain

Let your light fly in a white glow
The kisses hurt, the desires hurt
You're my pain, the gehenna for me
I want you so, I want you so

Desire tore me up, kiss covered me in blood
I'm a wound, fiery, ready for new pain
Give pain for me, the hungry man:
I'm a wound, kiss me, burn me out, burn me..."

Ady Endre


Our shadowy dialogue

Lay down
Naked of self
On my marble cold body
your eyes closed over the eclipse of mine

Dry your lips upon
the wounded mine
and lay down still:

until these words expire
until the bulks grow quiet
and our love silences, once and for all,
our shadowy dialogue.
Fernando Ribeiro(moonspell)



Sigh no more...

Edited by - Lemurian on 09/16/2007 14:48:23
Go to Top of Page

normal kullanıcı

70 Posts

Posted - 09/21/2007 :  12:33:46  Show Profile  Reply with Quote
[somewhere i have never travelled]

somewhere i have never travelled, gladly beyond
any experience, your eyes have their silence:
in your most frail gesture are things which enclose me,
or which i cannot touch because they are too near

your slightest look easily will unclose me
though i have closed myself as fingers,
you open always petal by petal myself as Spring opens
(touching skilfully,mysteriously) her first rose

or if your wish be to close me, i and
my life will shut very beautifully, suddenly,
as when the heart of this flower imagines
the snow carefully everywhere descending;

nothing which we are to perceive in this world equals
the power of your intense fragility: whose texture
compels me with the color of its countries,
rendering death and forever with each breathing

(i do not know what it is about you that closes
and opens; only something in me understands
the voice of your eyes is deeper than all roses)
nobody,not even the rain, has such small hands

e.e. cummings


Yeni Türkü şarkısı olarak uyarlanmış halini biliyorsunuzdur:

küçücük bir bakışın
çözer beni kolayca
...
kenetlenmiş parmaklar gibi
sımsıkı kapanmış olsam

yaprak yaprak açtırırsın
ilk yaz nasıl açtırırsa
...
ilk gülünü gizem dolu
hünerli bir dokunuşla...

hiçkimsenin yağmurun bile
böyle küçük elleri yoktur
...
bütün güllerden derin
bir sesi var gözlerinin

başedilmez o gergin kırılganlığınla senin
her solukta sonsuzluk ve ölüm

yaprak yaprak açtırırsın
ilk yaz nasıl açtırırsa
...
ilk gülünü gizem dolu
hünerli bir dokunuşla

hiçkimsenin yağmurun bile
böyle küçük elleri yoktur
...
bütün güllerden derin
bir sesi var gözlerinin
Go to Top of Page

n/a

1929 Posts

Posted - 09/24/2007 :  00:56:06  Show Profile  Reply with Quote
ANNABEL LEE

Senelerce senelerce evveldi
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı bileceksiniz
İsmi; Annabel Lee
Hiç birşey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni.

O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee
Göklerde uçan melekler
Kıskanırlardı bizi.

Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde
Üşüdü bir rüzgarından bulutun
Güzelim Annabel Lee
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni
Mezarı oradadır şimdi
O deniz ülkesinde.

Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskanırdı bizi
Evet! Bu yüzden 'Şahidimdir herkes ve deniz ülkesi'
Bir gece rüzgarından bulutun
Üşüdü gitti Annabel Lee.

Sevdadan yana kim olursa olsun
Yaşca başca ileri
Geçemezlerdi bizi
Ne yedi kat göklerdeki melekler
Ne deniz dibi cinleri
Hiç biri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.

Ay gelir ışır, hayalin erişir
Güzelim Annabel Lee
Orda gecelerim uzanır beklerim
Sevgilim sevgilim hayatım gelinim
O azgın sahildeki
Yattığın yerde seni...

- Edgar Allan Poe -


Senelerce senelerce evveldi. Henüz ilkokul sıralarında bir çocuktum, bu şiiri ilk bir tiyatro oyununda Işık Yenersu'nun o olağanüstü güzellikteki sesinden dinlediğimde. O gün bu gündür çok özeldir benim için bu şiir.






Go to Top of Page

n/a

1929 Posts

Posted - 10/05/2007 :  23:15:05  Show Profile  Reply with Quote
BARBARA


Anımsa Barbara
Yağmur yağıyordu o gün Brest'te durmadan
Yürüyordun gülümseyerek yağmur altında
Şaşkın hayran sırılsıklam
Anımsa Barbara
Siam sokağında rastladım sana
Yağmur yağıyordu Brest'te durmadan
Gülümsüyordun
Gülümsüyordum
Tanımıyordum seni
Sen de beni tanımıyordun

Anımsa gene de anımsa o günü
Unutma
Saçağın altına sığınmış bir adam
Adını ünledi
Barbara
Seğirttin ona doğru yağmur altında
Şaşkın hayran sırılsıklam
Atıldın kollarına
Anımsa bunu Barbara
Sen diyorum diye de bana kızma
Sen diyorum bütün sevdiklerime
Ancak bir kez görmüşsem bile
Sen diyorum bütün sevişenlere
Tanımasam bile

Anımsa Barbara
Unutma
O yumuşak mutlu yağmuru
Mutlu yüzüne yağan
O mutlu kente yağan
Denize yağan
Tersaneye yağan
Quessant gemisine yağan yağmuru

Ah Barbara
Ne hırboluktur savaş
N'oldun şimdi sen
O demir o çelik o kan yağmuru altında
Ya o adam n'oldu seni yürekten
Kucaklayan
Öldü mü kaldı mı n'oldu

Ah Barbara
Yağmur yağıyor Brest'te durmadan
Eskiden nasıl yağıyorsa öyle
Ama artık bildiğin gibi değil bura yok oldu her şey
Yıkık bitik bir yas yağmuru şimdi yağan
Demir çelik kan fırtınası bile değil
İtler gibi kuyruğunu titreten
Bulutlar yalnız bulutlar

Brest'te sular boyunca yitip giden itler
Çürümek için gidiyor uzaklara
Hiçbir şey kalmayan Brest'ten
Çoook uzaklara...


- Jacques PREVERT -


Go to Top of Page

n/a

1929 Posts

Posted - 10/23/2007 :  09:31:59  Show Profile  Reply with Quote
Tarih-i Kadime Ek

Molla Sırat'a


Paraya hiç dayanmayan bir şairmişim
Zangoçluk edermişim Protestanlara gider
Size edebi saygılarımı sunarım efendim
Yani yıldızlı bir kurşunun üstadına

Bilgin şairine yani İslam dininin
Molla Sırat hazretlerine yani
Lütfen bize ne güzel
Zangoçluğu yakıştırıvermişler

Ama aldanmış olmayasın sakın üstadım
Müslüman oğluyum ne de olsa
Sen o güzel dini anlatma bana
O dinden senin kadar ben de anlarım

Ben de okudum o Tanrı kitabını
Yüreğe doğan o sözleri ben de dinledim
Ben de dolaştım sizin gibi cami cami
Tanrı önünde ben de oldum iki kat

Açılırdı hayalimde cennet yolu
Dolardı yüreğime cehennem korkusu
Ulu Tuba'ya ben de tırmandım
Ben de çıktım melekler katına

Ezanı duydum mu bayılırdım
Nasıl koşardım o 'Tanrı' sesine!
Ben de tesbih çektim, dua ettim
Ben de namaz kıldım oruç tuttum,
Hepsini yaptım halt ettim!

Çünkü ne dendiyse inanmıştım
Kanmıştım senin kandıklarına
Bağlanmıştım körü körüne
Canımı adamıştım dinime canımı.
Tanrıyı da sevmiştim peygamberi de.

Ama onlar bu gün çok uzaklarda
Anladım ben asıl gerçek nerde
Anladım Hanya’yı konyayı
Bizi hakka götüren yol başka

Senin şu saydıkların var ya hani
Şu şaşılacak şeyler hani doğaüstü
Onlar hep masal hep kafadan atma
Bugün hiç durmadan arıyor insan
Gitgide görüyor işin içyüzünü de

Senin hokkabazlar unutmuşlar geleceği
İsa ile Musa, aldatılan ve aldatan
O büyülü değnek, bir koca kuyruklu yalan
İşte insanoğlu bir yerde böyle sapık

Beşerin böyle delaletleri var
putunu kendi yapar kendi tapar
Git ara kiliseyi, dolaş Kabeyi
Çan sesini duy, tekbiri dinle

Umduğun, beklediğin şeyler nerde hani
Ortada bir tek şey göreme
Şeytanı da düzme, Allah’ı gibi
Buda’sı düzme, Ehrimen'i düzme, Yezdan’ı düzmece

Bir korkak kuşku yaratmış bunların topunu
Gölgeler baktım, gölgeler, gölgeler...
Sonra baktım bir karanlık uçurum
Haydi dön geri, dön geri, dön, oğlum!
Ve beynimden vurulmuş gibi devrildim.

Şimdi benim ne cennet, ne cehennem umurumda
Bakarım evrene, şaşar şaşar kalırım.
Ne tapılan tanırım, ne taptıran tanırım
Yaradılışın kuluyum ben artık
Ben yaradılışın kulu

Pıtrak gibi işte gökyüzünde mescitler
İşte onlara orda vicdanım secde eder
İşte benim bundan böyle tapınmam bu
İşte bundan böyle benim vaktim böyle geçer

Artık öyle rahat, öyle rahat ki içim
Ayırt edemem kendimi bir kayadan
Tapınmakta biraz minnacık bir kuşla
Bir ishal kuşu da, la il ilahe illallah der
Ben de la ilahe illallah derim

Ve doğruluk ve alçak gönüllülük ve sıkı dostluk
Ve el uzatma ve koruma ve insaf ve acıma
Ve sonra bir şaire zangoç dememek
İşte buyuran bunlar benim vicdanıma

Benim ayinim düşünüp yapmaktır
Benim dinim insan gibi yaşamaktır
İnanmışım: Taparım ben varlığa
Her kanat bana bir melek sesi getirir

Ne işim var peygamberle benim
Beni Hakka bir örümcek oturur
Kitabım işte yeryüzü kitabı
Bendedir iyilik, kötülük tohumu

Varırım hep böyle ta mezara dek
Yeniden dirilmek bizim nemize gerek
Taşır insanların hem aşkını, hem acısını
Bağrımdaki şu deli, şu ince yürek

İnsan gibi yaşamaktır bugün gerçek din
İnsan gibi yaşamak...


- Tevfik FİKRET -




Go to Top of Page

pendulum

Turkey
1409 Posts

Posted - 11/17/2007 :  23:00:18  Show Profile  Click to see pendulum's MSN Messenger address  Reply with Quote
İŞARET ATEŞİ*

Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,
bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,
burada, kara göklerin altında tutuşturuyor
Zerdüşt koca ateşini,
yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,
bir cevap verebileceklere soru işareti...

Beyaz-gri karınlı bu alev
-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,
hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-
sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:
bu işareti takıyorum kendi kendime.
Benim ruhumdur bu alev:

Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara,
durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.
Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?
Ne demeğe bıraktı sağlam karaları?
altı yalnızlığı tanımıştı bile
ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,
ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,
bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,
attı şimdi oltasını arayışla,
Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları!
Siz ey geleceğin denizcileri! Ey keşfedilmemiş gökler!

İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı:
bir cevap verin alevin sabırsızlığına,
yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya
yedinci, sonuncu yalnızlığımı!
Nietzsche


Go to Top of Page

n/a

1929 Posts

Posted - 01/04/2008 :  16:43:42  Show Profile  Reply with Quote
Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.

- Nazım Hikmet RAN -




Isadora Duncan
Go to Top of Page

kermit

1809 Posts

Posted - 01/04/2008 :  22:42:33  Show Profile  Click to see kermit's MSN Messenger address  Reply with Quote
Neden hep hüzünlüdür şiirler, neden hep düşünmek derinlemesine irdelemek gerekir gerçeği?

En güzel savaş, insanın kendi öz varlığı ve tutkularına karşı giriştiği uğraştır.
Napoleon
Go to Top of Page

n/a

1929 Posts

Posted - 01/28/2008 :  00:54:38  Show Profile  Reply with Quote
ANAHTAR

Konuşmak susmanın kokusudur.
Ya sus-git, ya konuş-gel, ortalarda kalma.
Yalan korkaklığın tortusudur.
Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.



NOKTASIZ

Biri gelir sorarsa
Sana beni sorarsa
Gitti der misin
Gittiğimi söyler misin
Gidiyorum ben sana
Benimle gider misin.



YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan..
Dışından anlaşılmaz.

Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan..
Paylaşılmaz.

Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık paylaşılmaz
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.



Shakespeare'den Shakespeare'e

Çok şey var
Olmakla olmamak arasında

Bence bütün ve her şey
Bölmekle çıkarmak arasında

Çokluk ikiye bölerler her şeyi
Toplamakla çarpmak arasında

Ben dörde bölerim her şeyi
Gitmekle kalmak arasında

Bir yokluk, yok olmak
Aldanmakla inanmak arasında

Bir varlık, var olmak
Unutulmakla unutmak arasında

Ben yok oldum kimi zaman
Yok olmamak içindim kimi zaman

Var oldum öyle anlar oldu ki
Var olmamak içindim kimi zaman

Her şey senin yüzünden
Deyip çıkmak vardı aradan

Ama ben bilirdim ki
Benim yüzümdendi de çoğu zaman



JÜRİ

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,
Birinciliği beyaza verdiler.



İKİ

Çalınmasına-anladık-çalınıyor
Çoğunluk alıştık buna artık, kanıksadık çalınıyor
Çalmayın ayıptır, bırakın yahu yeter diyoruz
Şaşılacak şey, buna ilkin çalanlar alınıyor



LAVINIA

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.



DÜŞÜNDÜN MÜ?

Sen sağıma gelirsen
Ben nerede olurum?
Sana göre solda
Bana göre eski yerimde olurum

Sen soluma gelirsen
Ben nerede olurum
Sana göre sağda
Bana göre eski yerimde olurum

Sen nerede olursun?
Sen nerede olursun?



KÜÇÜK EV

Hangi eve
Başımızı soktuysak..
Yer yerinden oynadı
Aşkımızdan.

Büyük aşklar
Eve sığmaz diye
Bir şair sözü vardır da,
Ondan.



EGO

Son kadeh içilmiş,
Son söz edilmişti.
bir düşünce sardı hepsini..

Bir hatıra,
Bir hırs,
Bir kıskançlık,
Bir yanıltı,
Bir kardeşlik,
Bir yanlışlık,
Bir kin,
Bir ümid,

Bir şey..
İnsana ait.



DENİZİN DELİSİ

Unutmak mı, delisin,
Gitmesem de bekler orada deniz.
Gelirsem, bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz.

Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine.
Delinin denizi gibi
O ne kadar giderse.



BİRAZ SONRA

Biraz sonra
Sonra
Olacaktır



BİR ŞEYİN ADI

Önce, büyük büyük düşündüm.
Sonra, büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi, bana-küçük/bir ölüm kaldı.



YUVARLAĞIN KÖŞELERİ

Aşka gönül ile düşersen yanarsın.
Zeka ile düşersen kavrulursun.
Akıl ile düşersen çıldırırsın.
Duygu ile düşersen gülünç olursun.
Aşka düşmezsen kalabalığa karışırsın, ezilirsin.
Sersem sersem bakınıp durma bir yol seç.



27 sene önce bugün aramızdan ayrılmıştı sözcük ve anlam ustası ÖZDEMİR ASAF





Go to Top of Page

n/a

1929 Posts

Posted - 02/09/2008 :  22:17:31  Show Profile  Reply with Quote
BEN HAYATTA EN ÇOK BABAMI SEVDİM


Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin

O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep , hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti

Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ’mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,

En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim...


- Can YÜCEL -


http://www.youtube.com/watch?v=6rIaSxFiZLo

Edited by - n/a on 02/09/2008 22:18:43
Go to Top of Page

Edward the Head

Russia
1942 Posts

Posted - 03/09/2008 :  20:06:27  Show Profile  Visit Edward the Head's Homepage  Reply with Quote
::Kitabımı Sana Adamal İstedim
Gözlerine baktım
Gözlerin yok
Öpmek istedim
Yüzüne baktım
Yüzün yok
Tutmak istedim elini
Elin yok
İşit sözlerimi
Yüreğe işleyen kulakların yok
Anlat bana bir şey anlat
Dilin yok
Haydi yanyana
Yanın yok!
Kitabımı sana adamak istedim
Adın yok!
Güvercin getirdi şiirimi geriye
Bu dünyada anlattığın kadın yok…

Aziz Nesin



Wish You Were Here...
Go to Top of Page

TemporaryPeace

Turkey
2210 Posts

Posted - 03/30/2008 :  23:06:45  Show Profile  Click to see TemporaryPeace's MSN Messenger address  Reply with Quote
SÖZCÜKLER dergisinin son sayısından:

GÜN

Okyanuslarda yüzmedim
beceremedim çünkü
göllere bakmakla yetindim
dağlara komşu ırmaklarda
yıkanmadan kirli kaldım

Aşk, ama yalnızca bilge aşkın
tertemiz kıldı köhne hayatımı

Bu nedenle kutlamıyorum
sevgilim, sevgililer gününü
her gün aşkın bana armağan
hayatım sana armağan çünkü

Refik Durbaş



Go to Top of Page

lil siztah

Finland
1871 Posts

Posted - 03/31/2008 :  01:23:42  Show Profile  Visit lil siztah's Homepage  Reply with Quote
...
nasılsa öyle yaşanacaktı
söylenecek bir bahane hep vardır
ha bugün yalnız
ha günün ötesi
seni sevmek
beni harcamak olmayacaktı

sana yüklediğim anlamları
senmişsin gibi düşünme
aldanırsın...
sen o anlamlarla
sadece bende varsın

ben seviyorsam
sen bahanesin...

Özer Bal

time is never at my side...
Go to Top of Page

Joakim Broden

6902 Posts

Posted - 03/31/2008 :  01:48:49  Show Profile  Reply with Quote
"güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa" tadı vermiş şiir. :) Ama güzel.

KELEBEK

Son isteğin nedir?
Sorusu,
Çok, çok kolaydır,
ilk isteğin nedir?
Sorusundan.

Çünkü,
O soruyu
Kimse kimseye soramadı,
Korkusundan.

ÖZDEMİR ASAF

-----------------------

Go to Top of Page

lil siztah

Finland
1871 Posts

Posted - 03/31/2008 :  01:55:48  Show Profile  Visit lil siztah's Homepage  Reply with Quote
quote:
Originally posted by Joakim Broden

"güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa" tadı vermiş şiir. :) Ama güzel.


ben bu şiiri ilk olarak son iki mısrası ile tanımıştım, o kadarı bile duyguyu anlamak için yeterli aslında.

...
bir şey var aramızda
senin bakışından belli
benim yanan yüzümden
dalıveriyoruz arada bir
ikimiz de ayni şeyi düşünüyoruz belki
gülüşerek başlıyoruz söze

bir şey var aramızda
onu buldukca kaybediyoruz isteyerek
fakat ne kadar saklasak nafile
bir şey var aramizda
senin gözlerinde ışıldıyor
benim dilimin ucunda...

Nahit Ulvi Akgün



time is never at my side...

Edited by - lil siztah on 03/31/2008 02:23:19
Go to Top of Page

Joakim Broden

6902 Posts

Posted - 03/31/2008 :  02:06:51  Show Profile  Reply with Quote
SEN YOKKEN

Sen yokken gittim
Korkularımın üstüne
Hiç ardıma bakmadım
Gümüş şiirler yazdım sen yokken
Çok yangın çıktı yüreğimde
Küllerini bile savurmadım
Irak denizlerin fırtınasıydım
Uzak iklimlerin sert rüzgarları
Kulaçlarken denizinde gurbeti
Kanlı savaşlarım,
Belalı sevdalarım olmadı hiç
Ama hep sustum,
Hep ağladım, hep yandım sen yokken.
Bekliyorum dönüşünü yeniden,
Bir gelsen,
Hayatın önünden alsan beni
Bir gelsen,
Sellerin önünden alsan beni
Bir gelsen,
Ölümlü düşlerimden alsan beni.

Çok durdum güneşe karşı bir başıma
Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin
Sen yokken,
Az dolaşmadım gönlümün kuytularında
Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında
Zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
Hiç aldırmadım esen rüzgara
Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya
Yinede hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından
Ama bütün yangınlar beni yaktı önce
Hep ortasında kaldım vurgunların
Vurgun nedir ki? deme
Bir babanın serzenişi nasılsa öyle
Bayrakları indirilmiş,
Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken
Hep sustum,
Hep yandım, hep ağladım sen yokken.
Bir gelsen,
Yangınlardan alsan beni,
Bir gelsen,
Dünyalarımdan alsan beni,
Bir gelsen,
Şafaksız gecelerden alsan beni,
Ama ne zaman gelsen,
Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.

CAHİT KÜLEBİ


-----------------------

Go to Top of Page

Joakim Broden

6902 Posts

Posted - 03/31/2008 :  02:09:27  Show Profile  Reply with Quote
Bu şiiri Afşar Timuçin ile Fransızca'dan Türkçe'ye tercüme etmiştik. Daha doğrusu o tercüme etti, biz dizimini yapmıştık estetik dersinde. Bana Baudelaire'i sevdirmişti.


BALKON

Hatıralar annesi, sevgililer sultanı,
Ey beni şadeden yâr, ey tapındığım kadın.
Ocak başında seviştiğimiz o zamanı,
O canım akşamları elbette hatırlarsın.
Hatıralar annesi, sevgililer sultanı.
O akşamlar kömür aleviyle aydınlanan!
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman!
Ne söyledikse çoğu ölmeyecek şeylerden!
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan!

Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!
Kâinat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar!
Üstüne eğilirken ey aşkımın pınarı,
Sanırdım ciğerimde kanının kokusu var.
Ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları!

Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.
Seçerdim o karanlıkta göz bebeklerini
Mestolur, mahfolurdum nefesini içtikçe.
Bulmuştu ayakların ellerimde yerini.
Kalınlaşan bir duvardı aramızda gece.

Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;
Yeniden yaşadığım, dizlerinin dibinde
O "mestinaz" güzelliğini boştur aramak,
Sevgili vücudundan, kalbinden başka yerde,
Bana vergi o tatlı demleri hatırlamak;

O yeminler, kokular sonu gelmez öpüşler,
Dipsiz bir uçurumdan tekrar doğacak mıdır?
Nasıl yükselirse göğe taptaze güneşler.
Güneşler ki en derin denizlerde yıkanır.
O yeminler, kokular, sonu gelmez öpüşler!

CHARLES BAUDELAİRE

-----------------------

Go to Top of Page

hassansabbah

57 Posts

Posted - 03/31/2008 :  02:30:58  Show Profile  Reply with Quote
siir degil de rubai aslinda.

tam hatirlamiyorum ama soyle biseydi

kim demis harami helali bilmez hayyam
ben gunahi sevabi karistirmam
seninle icilen sarap helaldir
sensiz icilen su bile haram
Go to Top of Page
Page: of 16 Previous Topic Topic Next Topic  
Previous Page | Next Page
 New Topic  Reply to Topic
 Printer Friendly
Jump To:
Düşler ve Kabuslar © Cenk SARI
Düşler ve Kabuslar RSS Feed